DÖN DERVİŞ DÖN

döndükçe yandım;

yandıkça döndüm,

sana.

girdaplarında kaybolup

hiç olmaya çıktım

bu yola!

 

Şi’ra Mercan 2007

 

 

İnsan hayatı sarmal bir döngüde devam eden bir yolculuktur. Dünyada bulunduğu, rol aldığı süre sonsuzluk hayatına göre çok kısa bir moladır. Hz. Muhammed(SAV) “Dünyadaki hayatım bir ağaç gölgesinde 5 dakika dinlenmek kadar kısa bir süre” demiştir. Zaman algısı insan zihni ve dünyadaki lineer zaman hissi hep birer illüzyondur aslında. İnsan aslını unutarak dünyaya gelir. Zaten hatırlayarak gelseydi burada yaşayacağı deneyimlerin hiçbir manası olmazdı. Güzel olan dünyayı her şeyi ile tecrübe etmek ve özgür iradeyle iyi olanı seçmektir.

Seçimlerimiz, düşüncelerimiz, davranışlarımız, ürettiğimiz enerjilerdir ve bu enerjiler astral bedenimizin titreşim frekansını oluşturur. Astral beden ise dünyadan sonraki boyutlarda bize eşlik edecek olan ve sahip olduğu titreşime göre cennet veya cehennem diye tabir edilen halleri yaşayacak olan bedenimizdir. Her haliyle o da bir bedendir. Sadece bir enerji bedenidir. Ama dünyadaki gibi elleri, parmakları, parmak izleri… Vs. her şeyi vardır. Öz olan ruhtur. O bu sarmal yolculukta asıl kaynaktan – Yaradan’dan bedene üflenir. Ve bedende seyr-ü sefer eder.

 

Hûve yuhyî ve yumîtu ve ileyhi turceûn.

O diriltir ve öldürür. Ve O’ na döndürüleceksiniz.

Yunus – 56

 

Madde beden, astral beden, çeşitli hayatlar ve deneyimlerden geçecek ve sonunda Yaradan’a – esas kaynağımıza – döndürüleceğiz. Yani O’ na. Bu süreç gerçekleşene kadar Dünya hayatında sahip olduğumuz kişiliği en iyi şekilde öğrenmek ve buna göre farkındalıkla bir hayat sürdürmek çok değerlidir.

 

“Kendini bilen, Rabbini bilir.”

Hz. Muhammed (SAV)

 

Bu sözü derin derin tefekkür etmek gerek. Kendini bilmek ne demek? Manevi konularla ilgilen çoğu kişi başlangıç seviyelerinde şöyle bir tuzağa düşer; okuduğu bilgileri egosu hemen içine çeker ve ben artık oldum, en üst boyuttan bakıyorum der. Ruhum özümdür der, kişiliğim vs. önemli değildir. Bu tür benlik katmanlarına takılmamak lazım der. Ve büyük bir yanılgı içinde hala kendinden bir haber, zanlarla yolculuğunu devam ettirmeye çalışır. Elbette en üst mertebeye ulaşıp siz kişiliğinizin tüm elbiselerinden soyunduğunuzda, hiç olduğunuzda bunlar gereksizdir. Ama bu seviyeye çıkan kaç ruh vardır? O kadar kolay mıdır? Hz. Mevlana, Hz. Şems-i Tebrizi, Hz. Muhammed… Ve yüzyılda anca bir kişi olacak kadar az kişi kemale ermiştir. Ve kendini aşıp, hiçliğe ulaşmayan kişinin de hala kişilikle, nefisle, kader döngüleriyle işi bitmemiş demektir.

 

Oysaki bir bütün olduğumuzu hatırlamamız gerek. Bedenimiz, ruhumuz, nefsimiz, zihnimiz bir bütündür. Bütünün hiçbir parçasını yok sayamayız. Hatta dünyasal veya ruhani diye de hiçbir şeyi ayıramayız. Her şey birlik içindedir. Beden de onun arzuları da bu birliğin parçalarıdır. Ruh da onun ihtiyaçları da yine aynı birlik müziğinin notalarıdır.

 

Tıpkı sonsuz bir şarkı gibi coşkulu ve devinimlidir cümle âlem.

 

Hem de en çirkin veya en aşağı görebileceğimiz parçalarıyla beraber o güzel bütüne hizmet ederler. O nedenle öncelikle dünyada bize verilen bu bedene, bu hayata ve bu kişiliğe saygı ve sevgiyle yaklaşmak gerekir. İlahi olana karşı edep budur.

 

Beden, evdir. Allah’ ın evidir. Kâbe de kalbindir, vicdanındır, gönlündür. Sen kâbeni şehvetin, cinselliğin yaparsan o merkezde dönersin, miden yemeklerin yaparsan da o merkezde dönersin. Ama hiçbiri seni tam tatmin edemez. Asıl olan kalp merkezini esas alıp bedenin diğer uzuvlarına ve onların arzularına da saygılı olmaktır. Cinsellik de ruhsallığa dâhildir, beslenme de, arınma da… Hepsi bir bütünün kıymetli ihtiyaçlarıdır. Esas olan dengede kalabilmektir. Hiçbir ihtiyacımızı abartmadan dengede yaşamaktır.

 

Bedene ait ihmal edilen her ihtiyaç farklı alanlarda doyumsuzluk, eksiklik olarak kendini hissettirir. Nasıl bedenin ihtiyaçlarını düşünüyorsak ruhun ihtiyaçlarını da düşünmemiz gerekir. Ki bu kitap bu alanları irdeleyemeyecek kadar farklı bir konudadır. Ruhun ihtiyaçları için harika kaynaklar var alıp okuyabileceğiniz. Bu kaynakların en başında güzel Kur’an, Hz. Mevlana’nın Mesnevi’si, Şems-i Tebrizi’nin Makalatı gelir.

 

Tıpkı bedenin uzuvları olduğu gibi ruhun da uzuvları vardır. Beden evinin içinde yaşayan bu güzel ruh enerji titreşimleri ile çalışır. Onun enerjisini kaderini; doğduğunuz gün, yer, saat, aile konumunuz, anne- baba isimleri ve en önemlisi sizin isminiz etkiler. Hepsi bir bütündür. O nedenle her insan biricik ve özeldir. Dünyanın hiçbir yerinde, aynı tarihte, aynı yerde, aynı saatte, aynı anne baba isimleri ile ve aynı isim – soy isimle doğan ikinci bir kişi bulamazsınız. Dolayısıyla sizin adınızın titreşimi ve kaderinizin seyri ile aynı adı taşıyan bir diğer kişi birebir örtüşmez. Aranızda diğer unsurlardan dolayı farklılıklar vardır.

 

Bu farklılıkların yanı sıra benzer yönlerimiz de mevcuttur. İnsanlar pek çok ortak özelliklere, ilgilere, sorunlara, acılara sahiptir. Ki böylece gruplar, tedavi yöntemleri, çözümler, topluluklar oluşur. Herkes birbirinden farklı hastalıklara sahip olsaydı tıp gelişmezdi. Hatta oluşamazdı. Her insan için ayrı bir çözüm bulmak neredeyse imkânsızdır. Dünya üzerinde 7 milyar insan olduğunu düşünürsek ki bu devamlı bir devinim halindedir.

 

Ortak hastalıkların temeli de ortak zihinsel düşünce yapılarıdır. Düşünce ve stres düzeyimiz bedenimde çeşitli sinyallerle bizimle konuşur. Aslında hastalık diye gördüğümüz her bir belirti ruhun bizimle konuşma ve bilgilendirme yöntemidir. Demeye çalıştığı şey lütfen bu konudaki düşünce ve tutumunu iyileştir. Aksi halde bu beden bu alanda hastalığını sürdürür.

 

Biz bu bilgiyi bir mektup gibi alıp okuyup teşekkür edip kendimizi yeniden yapılandırabiliriz. Bu ideal olan ve ruha uygun olandır. Ya da toplumun % 90 nın yaptığı gibi çok hastayım deyip doktor doktor gezebiliriz. Ve ilaçların esiri oluruz. Hastalık hastası bir ömürle, çaresizlik bilinciyle kendi düşüncelerimize kurban oluruz. Ki buna kurban olduğumuzu hiç fark etmeden tüm hayatımızı tüketiriz.

 

Peki, ortak düşünceler ve ortak stres yapıları nereden gelir? Bunun cevabı doğum tarihimizde ve ismimizde saklıdır. Her ikisi de birer enerji ve titreşim halidir. Ve bünyesinde hem pozitif hem de negatif değerler taşır.

 

Evrenin ana yapısı enerji moleküllerinden ve titreşimden oluşmuştur. Son dönemlerde bilim bu konu üzerine pek çok çalışma yapmış ve artık ruhun varlığı, düşüncenin gücü kabul edilmiştir. Hatta ispatlanmıştır bile diyebiliriz. Bu enerjilerin de matematiksel kodları mevcuttur. Yani evrenin dili matematiktir. O da düşündüğümüz kadar korkutucu zor formüller değil. Rakamlar ve harflerin ses değerleridir.

 

Bu matematiğin oldukça sade ve kutsal bir kısmını sizinle paylaşacağım. İsminizi oluşturan harflerin rakam değerlerini ve titreşimlerini öğreneceğiz. Bunların hayatımızdaki rolünü anladığımızda neyi niçin yaşadığımız aydınlanacak. Farkındalık kazandıkça hayatımızdaki kişileri ve fıtratlarını (kişiliklerini) daha iyi algılayacağız. Bu da empati ve sevme yeteneğimizi geliştirecek.

 

İsim işte deyip geçtiğimiz o basit birkaç hecelik kelimenin ömrümüzün seyri üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu göreceğiz hep beraber. Bu bilginin sizi hafifletmesini diliyorum. Bazen bilgi hamallık doğurur. Duam odur ki buradan öğreneceğiniz bilgiler sizi uçursun, kanatlandırsın. Özgürlüğünüz, huzurunuz ve farkında lığınız artsın. Gerekirse adınızı tamamen değiştirecek kadar cesur yapsın sizi. Ya da o isimle gelen kaderi sevgiyle kabul edip, kaynağınıza olan teslimiyetinizi arttıracak kadar inançlı kılsın sizi.

Pin It on Pinterest

Share This